deep sky etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
deep sky etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Eylül 2009 Çarşamba

Hubble'dan bakınca ne görünüyor?

0 yorum



Hubble'ın fotoğraflarını görenler ilk önce bir vavvvvvvvvvvvvvv diyorlar. Sonra da içlerinden şu soru geçiyor. Acaba bu gökcisimleri teleskoptan bakınca da gerçekten böyle mi görünüyor?

Bu yazımda, bu işin üstatlarından (Uğur İkizler, Tahir Şaban) derlediğim bilgiler dahilinde bu soruya yanıt vermeye çalışacağım.


Yukarıdaki fotoğraflardan ilki işlenmemiş, ikincisi ise işenmiş bir fotoğraftır (Fotoğraflar Uğur İkizler'e aittir).


İnsan gözü foton biriktiremediğinden dolayı teleskoptan baktığında ne yazıkki fotoğraflardaki gibi detaylı ve renkli göremez. Genelde teleskop ile ilk bakan insanlar hayal kırıklığına uğrarlar. Gökadaların (galaksi) ve bulutsuların (nebula) çekilmiş rengarenk görüntülerini görerek, teleskoptan bakınca da öyle göreceklerini düşünürler. Ama durum böyle değildir.

İnsan çıplak gözle Hubble'dan bile baksa göreceği en fazla şey ham resimlerdeki gibi bir görüntü olacaktır. Gözmerceklerine çeşitli filtreler takılıyor, onlarla bakınca daha renkli ve daha detaylı görüntüler görülebiliniyor.

Gözün dinamiği ('dynamic range' ) 90dB kadardır. DSLR ler 60-70 dB, CCD kameraları 65-85dB arasında çalışabilmektedir.

Gözün yüksek dinamiğinin nedeni gözlerimizde bulunan 2 türlü sensörden kaynaklanıyor. Gündüz kullandığımız koni hücreleri renk görmektedir ama bunlar ışığa çok hassas değiller. Dolayısıyla ancak ışık şiddetinin kuvvetli olduğu ortamlarda görüntü sağlarlar. Buna 'Fotopik görüntü' diyoruz ve normalde (hayatta) alıştığımız görüntü fotopik görüntü.

Gece, karanlıkta koni hücreleri artık sinyal toplayamazken silindir hücreleri kimyasal bir süreç sonucu Rhodopsin oluşturarak devreye girer (kuvvetli ışık Rhodopsini tekrar parçalar ve konileri atıl bırakır) ve çok daha sönük kaynakları görebilmemizi sağlar.

Ancak silindirler:

a) renk göremez
b) düşük çözünürlükte çalışır
c) azami hassaslıkları mavidedir (koyu kırmızıda sağdece %2 hassaslık!).

Bu da 'Skotopik görüntü' olarak biliniyor. Skotopik görüntüyü kabaca bir CCD kamerasındaki 'binning' ile kıyaslayabiliriz. Orada (örneğin) 4 piksel birleştirilerek daha hassas bir piksel oluşturulabiliyor, ama buna karşın çözünürlük azalıyor. Ya hassaslık ve büyük dinamik, ya da çözünürlük!

Karanlıkta gözün çalışması da buna benziyor, zira silindir hücreleri grup, grup sinyallarini beyine yolluyorlar. Bu nedenle çözünürlük gündüzden daha kötüdür ve tabi görüntü monopkromdur (sadece luminans). Ayrıca silindir hücrelerinin halka biçiminde sarı nokta etrafında yayılmıştır (ortada koniler var). Bu hem optik bakımından gündüz konfigürasyonu kadar iyi değil, hem de gece tam ortada baktığımız yerde algılamanın etraftan daha kötü olmasına neden oluyor (teleskopta saptırılmış bakış (averted vision) kullanmanın nedeni).

Düşük çözünürlüğü bir derece teleskopta daha yüksek bir büyütme kullanarak kısmen giderebiliriz. Gündüz iyi bir göz 1 yay dakikası çözünürlük elde ederken, skotopik bakışta çözünürlük 10-20 yay dakikasına düşer.

Dolayısıyla küçük sönük cisimleri göremeyiz (yoksa teleskopa ihtiyaç duymadan sayısız derin uzay cismini çıplak gözle görüverirdik!). Bu nedenle her sönük uzay cismi için bir optimum büyütme miktarı vardır (Roger Clark, Visual Astronomz of the Deep Sky).
Kaynak:Tahir Şaban, Uğur İkizler

25 Mayıs 2009 Pazartesi

biR yıldız kaydı....

1 yorum



23-24 mayıs 2009 http://www.gökbilim.com/ Delmece Yaylası gözlem etkinliği hava muhalafeti nedeni ile ertelenince bu hafta sonu soluğu Gelibolu'da aldım...

Amacım pazar sabahı gün ağarmadan kalkıp Mars, Venüs, Jüpiter ve Uranüs'ü gözlemlemekti. Hem Yeniay sebebi ile (AY'ın tüm yüzeyinin karanlık olduğu evre) hem de Gelibolu'nun ışık kirliliğinden uzak bir bölge olması sebebi ile daha uygun bir fırsat olamazdı....

Cumartesi günü bahçe belleme, domates ekme gibi tarım ile ilgili uğraşlarla geçtiğinden pazar sabah sızıp uyanamama riskim vardı. Bu sebeple akşam gezegen gözlemlerinden o akşamlık vazgeçip, Nebula (diğer adı 'bulutsu'dur, uzayda bulunan gaz bulutsularına verilen isimdir. Yıldızlar arasında bulunan boşluklarda yer alan ve yıldızların yaydıkları ışık enerjisi ile görünür hale gelen yoğun gaz ve toz bulutları, gökadaların temel bileşenlerindendir) veya Galaksi (Gökada ya da galaksi, yerçekimi kuvvetiyle birbirine bağlı yıldızlardan, yıldızlararası gaz ve tozdan, plazmadan ve şimdilik pek anlaşılamamış karanlık maddeden oluşan sistemdir. Tipik gökadalar 10 milyon cüce gökada ile bir trilyon dev gökada arasındaki miktarlarda yıldız içerirler ve bir gökadanın içerdiği yıldızların hepsi o gökadanın kütle merkezini eksen alan yörüngelerde döner) yani DEEP SKY gözlemi yapmaya karar verdim.
Benim minik yakışıklının GoTo'su sağolsun. Henüz ilgili gök cismine tam odaklanmayı beceremediğimden AutoStar'da kayıtlı gök cisimlerinden herhangi birini gözlemlemeyi başarabilemedim. Ama yılmadım. Nasıl olsa gece uzundu. Gökyüzü de dipsiz... :)
Gözlem yaparken yapay uydularla dahi karşılaşılabiliyor. Elbet ben de birşeye rastlarım diye başladım Deep Sky'da dolanmaya.... Bu arada sitenin Kangal köpeciği de bana eşlik ediyordu.
Nebula ve Galaksi konusunda da amacıma nail olabilemedim :) Ama o gece gördüğüm bir şey vardı. Bir yıldız kaymıştı....
Halk arasında yıldız kayması olarak bilinir, ama aslında bu olayın yıldızlarla bir alakası yoktur. Güneş sistemi içerisinde sayısız gök taşı vardır. Bu göktaşlarından dünya'nın çekim alanına girenler hızla atmosfere dalarlar. Sürtünmeden dolayı ısınırlar, yanarlar ve arkalarında parlak, çizgi gibi bir iz bırakırlar. Sonunda tamamına yakını, düşüşün son anında görülen parlamayı takiben yok olurlar. İşte buna yıldız kayması diyoruz.

Yer atmosferine her yıl 15bin ton ağırlığında 200bin göktaşı düştüğü kabul ediliyor. Bu göktaşlarında yeryüzünde bulunmayan bir elemente henüz rastlanmadı.

Ülkemizde rastlanan en büyük göktaşı 25 kilogram olup Domaniç yaylasında bulunmuştur. Dünyada bilinen göktaşlarının en büyüğü ise güneybatı Afrika'da Grootfentein'de bulunan göktaşıdır ve kütlesi 80 ton kadardır.

Bugüne kadar dünyada 20 civarında insanın göktaşı isabeti nedeniyle yaralandığı tespit edilmiş. Yani uzayda, binlerce yıl boyunca, milyarlarca kilometre yol alan bir taş, atmosfere çok uygun bir açıdan girsin, yanmadan yere kadar ulaşarak gelsin kafanıza düşsün. İşte kısmet diye buna denir!

Ben de o gece teleskobumdan bir yıldızın kaymasını seyretme şansına sahip oldum ve inanışı unutmayıp kimseye söylenmeyince gerçek olacağına inanılan o dileğimi tuttum.....
35. yaş, yolun yarısından 1 gün önce böyle bir hediye... gökyüzünün deRinlerinden.... daha ne isterim???
Kangal köpeciğinin beni terketmesi ve karanlıktan tırsmam sebebi ile teleskobu toplayıp nasıl eve girdiğimi hatırlamıyorum. O gecelik o yıldız kayması bana yetmişti.... :)
 
Designed by: NewWpThemes | Converted to Blogger by Professional Blogger Templates | Contact | About